Affet Baba 🥀

Ağustos 1, 2025 - 09:32
 1  930
Affet Baba 🥀

Evlendiği günden beri babasıyla birlikte yaşıyordu. Eşi, babasının evde olmasından hiç memnun değildi. Ona göre yaşlı adam bu evin bir fazlalığıydı. Sessiz sedasız başlayan tartışmalar zamanla büyüdü, kimi zaman öyle noktaya geldi ki geri dönüşü olmayan sözler söylendi.

Bir akşam, yine alevli bir kavga patlak verdi. Eşi, gözlerini onun gözlerine dikerek keskin bir cümle kurdu:
“Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak!”

O an yüreği sıkıştı. Bu evlilik uğruna nelerden vazgeçmişti… Kaç kere ailesiyle karşı karşıya gelmiş, kaç kere gururunu bir kenara bırakmıştı. Hâlâ ölürcesine seviyordu eşini. Onu kaybetmek istemiyordu.

Ama babası… Hayatının en büyük yükü değil, en değerli emaneti, en derin bağının adıydı. Yüreğinde, biri diğerinin yerini tutamayacak iki ayrı sevgi çarpışıyordu.

Çaresizlik içinde düşünmeye başladı. Aklına yıllar önce, avcılık merakıyla yaptırdığı dağ evi geldi. Babasını oraya götürürse, haftada bir uğrayıp ihtiyaçlarını karşılayabilirdi. Böylece eşiyle olan kavgalar da son bulurdu.

Ertesi sabah sessizce hazırlığa koyuldu. Babasının ihtiyacı olabilecek her şeyi toparladı. Yatalak babasını yatağından kaldırıp kucakladığı gibi arabaya yerleştirdi. Oğlu Can ise babasının peşini bırakmadı:
“Baba, ben de gelmek istiyorum!”

Belli belirsiz bir gülümseme ile kabul etti. Böylece üçü birlikte yola çıktılar.

Kış, bütün sertliğiyle dağların tepesine çökmüştü. Tipi, yolları beyaza gömmüş; soğuk, kemiklere işliyordu. Minik Can, yol boyunca aynı soruyu tekrarlayıp durdu:
“Baba, nereye gidiyoruz?”
Her defasında sessizlikle karşılaştı.

Nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adam ise, sessizce gözyaşı döküyor, hem oğlundan hem torunundan saklamaya çalışıyordu.

Saatler sonra, harabe hâline gelmiş dağ evine vardılar. Bir zamanlar avcıların barınağı olan bu küçük baraka, artık rüzgâra teslim olmuştu. Tavanından sular sızıyor, duvarlardan soğuk uğulduyordu.

Oğul, bir köşeyi temizleyip arabadan getirdiği yatağı itinayla serdi. Sonra sırtındaki yük gibi hissettiği ama gönlünün en kıymetlisi olan babasını yavaşça yatağa yerleştirdi. Soğuk, barakanın içinde bile kemiklere işliyordu.

İçinden, “Yarın gelir, yorganla birkaç battaniye getiririm.” diye geçirdi. Ama yüreğinin içindeki kırıklar hiçbir battaniyeyle örtülemezdi.

Yaşlı adam, yorgun gözlerle etrafına baktı. Hayatını adadığı oğlu tarafından, bir dağ başındaki barakaya bırakılıyordu. Gururu incinmişti. İçi yanıyordu ama bunu belli etmemek için dudaklarına sessiz bir sabır kilitledi.

Minik Can, dedesine bakıyor; ne olup bittiğini anlayamıyor ama içini kemiren bir hüzünle sessizce izliyordu.

Artık gitme vaktiydi. Oğul, babasının yanına eğildi. Elleriyle babasının ellerini tuttu, yüzünü öptü. “Beni affet.” der gibi sarıldı, kokladı. İkisi de artık kendini tutamıyor, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Arabaya bindiler. Yola çıkar çıkmaz Can ağlamaya başladı:
“Baba, neden dedemi o soğuk yerde bıraktın?”

O an boğazına bir düğüm oturdu. Ne “Annen böyle istiyor.” diyebildi, ne de başka bir bahane bulabildi.

Ama Can’ın bir sonraki sorusu yüreğini paramparça etti:
“Baba… Sen yaşlandığında ben de seni oraya mı bırakacağım?”

Bu söz, kalbine saplanan en keskin bıçaktı. Direksiyonu aniden kırdı. Kar fırtınasının içinde geri döndü.

Barakaya vardığında kapıyı açıp babasına koştu. Gözlerinden süzülen yaşlarla sarıldı:
“Beni affet baba!”

Baba-oğul, kar fırtınasının uğultusu içinde birbirlerine sarılmış, çocuklar gibi ağlıyordu. Oğul, titreyen sesiyle,
“Baba, beni affet. Sana bu muameleyi yaptığım için…”
diye fısıldadı.

Babası ise en anlamlı cevabı verdi:
“Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum.”

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

-кυмѕαℓ- Kupa Kızı ❤