Hayata Sürgün - Bölüm 3

Ağustos 18, 2025 - 19:42
Ağustos 18, 2025 - 19:54
 6  796
Hayata Sürgün - Bölüm 3

Telefonunun titreşim sesiyle uyandı Alkan.
Gözlerini araladığında, odanın loş ışığında masa üzerinde hafifçe titreyen cihazı gördü. Yıllardır edindiği “tilki uykusu” alışkanlığı, hâlâ peşini bırakmamıştı. Ne kadar yorgun olursa olsun, en derin uykulardan bile küçücük bir sesle uyanabiliyordu.

Elini uzatıp telefonu aldı. Ekranda saate baktığında akşamın dokuzu olmuştu. Gelen bildirim, e-posta işaretini gösteriyordu. Derin bir nefes alarak doğruldu. Erkan’ın tavsiyesiyle Ankara’nın Ulus taraflarında, eski ama güvenilir bir apart otelde kalıyordu. Odanın arka tarafa bakması sayesinde şehrin karmaşası pek duyulmuyordu; sadece uzaklardan gelen uğultu, sanki şehrin derin nefesleri gibi, arada bir kulağına çarpıyordu.

Telefonunun kilit ekranını açıp mesajı okudu. Gönderen, Haksun Albay’dı. Yapılan operasyon planıyla ilgili ayrıntılı bir rapor istiyordu. Albay, doğrudan telefonla aramak yerine genelde e-postayı tercih ederdi. Alkan da böyle alışmıştı artık. Bu yöntem, hem güvenlik hem de netlik açısından daha uygun görünüyordu.

Telefonu tekrar masaya bıraktı. Çantasından dizüstü bilgisayarını çıkardı. Cihaz açılırken bir an duraksadı. Haksun Albay’a ne şekilde bir rapor sunacağını kafasında kurguluyordu. Ekranda beliren “Hoş geldiniz” yazısı, karanlık düşüncelerini böldü. Dudaklarının arasından istemsizce döküldü:
“Keşke şimdi bir fincan kahve olsaydı…”

Bilgisayarı açıldığında, masaüstü ekranındaki fotoğraf gözlerini yakaladı adeta. Kalbinin en derin yaralarından biri, tüm canlılığıyla oradaydı. O gülen gözler, hâlâ hayalinin bir köşesinde duruyordu. Belki de en büyük duasıydı, belki de hayatın ona bahşetmediği tek dilekti: Nilda...

Bir zamanlar ondan gelen mesajlarla teselli buluyordu. Şimdi ise geriye kalan sadece birkaç fotoğraf olmuştu.
Acılarla yoğrulmuş hayatının üzerine, Nilda da eklenmişti. O, çaresizlikten bitirme kararı almıştı. Alkan bunu kabullenmek zorunda kalmıştı ama içi hâlâ kanıyordu. Haklıydı Nilda. Alkan’ın ona sevgisinden başka verecek hiçbir şeyi yoktu. Ne düzenli bir aile, ne huzurlu bir yaşam… Tüm hayallerini Nilda’nın üzerine kurmuştu ama taş gibi ağır hayat, o hayalleri tek tek yıkmıştı.

Onun bir başkasına sarıldığını duyduğu gece, defalarca yalvardı Yüce Rabbine:
“Ya canımı al, ya bu acıyı…”
Onca kaybının üstüne, bir de sevdiğini başka kolların arasında görmek, Alkan’ı yerle bir etmişti. Dakikalarca baktı o fotoğrafa. Gözlerinden süzülen yaş, yanağında ağır ağır süzülürken elini bile kaldırıp silmeye cesaret edemedi.

Bir fısıltı halinde döküldü dudaklarından:
“Ne istedin benden de… neyi esirgedim senden? Neyi veremedim ki sana… medet umdun elden?..”

Bir an kendini toparladı. E-postayı açtı, raporunu yazmaya başladı. Operasyon planını tek tek anlattı; gerekli desteği belirtti. Mesajı gönderdikten sonra telefonu tekrar eline aldı, Erkan’ı aramayı düşündü. Fakat o anda sokaktan gelen silah sesleri odayı doldurdu.

Alışkanlıkla, yastığının altındaki silahı kavradı. Sessizce pencereye yaklaştı. Ardından peş peşe birkaç el daha patladı. Sokağa baktığında birkaç kişinin koşarak uzaklaştığını gördü. Ses, otelin caddeye bakan tarafından gelmişti. Ne yapacağını kestiremeden beklerken, telefonu çalmaya başladı. Ekranda yazan isim tanıdıktı: Erkan.

Tereddütsüz açtı:
— Efendim Erkan.
— Gardaş, uyanık mıydın? Rahatsız ettim, kusura bakma.
— Yok, ne kusuru… Uyanalı bayağı oldu. Hayırdır, bir gelişme mi var?
— Gardaş, bu Jiyan’ın kaldığı evi bulmuş bizim çocuklar. İstersen bir görüşelim.
— Yarım saate oradayım. Sağ ol haber verdiğin için.
— Eyvallah gardaş, bekliyoruz.

Telefonu kapattı. Saate baktı, 10’u gösteriyordu. Üzerini giyinirken kafasında tekrar planı gözden geçiriyordu. Kağıt kalemle çalışmayı hiç sevmezdi. Operasyonlarını hep kafasında kurar, hayal eder, öyle yön verirdi.

Silahının şarjörünü kontrol etti, derin bir nefes alarak aynı duasını yineledi:
“Allah kullandırmayı nasip etmesin…”

Aşağı indi, resepsiyona uğrayıp anahtarı teslim etti. Karşıdaki arka sokakta park ettiği aracına yönelirken, sokağın polisler tarafından kapatıldığını fark etti. Yerde boş kovanlar işaretlenmiş, insanlar merakla olup biteni anlamaya çalışıyordu.

Aracına yöneldiğinde bir polis memuru seslendi:
— Kardeş, buraya giriş yasak!
Alkan dönüp sakin bir sesle cevap verdi:
— Aracım var, memur bey. Hemen alıp çıkıyorum.

Polis izin verdi. Teşekkür edip arabasına bindi, motoru çalıştırdı. Trafik beklediğinden daha sakindi; böylece daha çabuk ulaştı.

Erkan’ın bakkalının önüne arabayı çekip indi. İçeride hararetli bir tartışma vardı. Alkan içeri adım atar atmaz, Erkan ve yanındakiler elleriyle işaret edip sustular.

— Selamünaleyküm, akşamlar hayır olsun ağalar, dedi Alkan.
— Ve aleykümselam, diye karşılık verdiler hep bir ağızdan.

Herkesle tek tek tokalaştı. Sonra Erkan’a döndü:
— Bir sorun mu var?

Erkan yüzündeki gergin ifadeyi silmeye çalışarak cevapladı:
— Mahalle meseleleri gardaş, öyle ciddi bir şey yok. Hem sana iyi haberlerimiz var. Jiyan’ı tereyağından kıl çeker gibi alacaksın.

Bu sözler Alkan’ın yüzünde memnuniyet yarattı. Sağ elini kalbine götürüp teşekkür etti:
— Eyvallah kardeşim. Yer, mekân belli midir?

— Bellidir, dedi Erkan.

— Neresidir?

Alkan’ın sabırsızlığını fark eden Erkan gülümseyerek karşılık verdi:
— Merak etme, istediğin her şeyi alacaksın.

Alkan’ın dudaklarında kısa bir tebessüm belirdi. Derin ama sessiz bir şekilde mırıldandı:
“Her şeyini çoktan kaybetmiş birisi için hiçbir şeyin önemi yoktur artık…”

(Devam edecek…)

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

ɮʊʀǟӄ >>> T.T.O.R.H.S.S <<<