Notlarla Ölüçülemeyenler

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Notlarla Ölüçülemeyenler

Temmuz 3, 2026 - 10:31 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
Temmuz 3, 2026 - 11:18
 0  149
Notlarla Ölüçülemeyenler

Üniversite sıralarında otururken sık sık aynı soruyu düşünüyorum: Bir üniversitenin asıl görevi nedir? Öğrencileri belirli kalıplara göre sıralamak mı, yoksa yeni fikirlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamak mı? Bu soruyu kendime sormamın nedeni yalnızca yaşadığım bazı tecrübeler değil, akademinin giderek daha fazla ölçülebilen şeylere odaklanırken ölçülmesi zor olan değerleri geri plana ittiğini görmemdir. Tarih bölümü öğrencisi olarak bu alana yalnızca bir diploma almak için gelmedim. Tarihi insanlara sevdirmek, arşivleri toplumla buluşturmak, geçmişi ezberlerin dışına çıkararak anlatmak için yıllardır yazıyor, araştırıyor ve üretiyorum. Ortaya koyduğum çalışmaların kusursuz olduğunu iddia etmiyorum. Her fikrin eleştirilmeye açık olduğuna inanıyorum. Rahatsız olduğum nokta, bazı fikirlerin eleştirilmeden önce okunmaması, bazı insanların değerlendirilmeden önce etiketlenmesidir.

Tarih yalnızca akademik makalelerin konusu olarak ele alınmamalıdır. Tarih bir milletin hafızasıdır. İnsanların kim olduklarını, nereden geldiklerini ve geleceğe hangi mirasla yürüdüklerini anlamalarını sağlayan canlı bir alandır. Bu yüzden tarihçiliği yalnızca sınav sorularına ve not ortalamalarına indirgemek, onu kendi doğasından uzaklaştırmak anlamına gelir. Yıllardır Atatürk hakkında ortaya atılan iddialara karşı belgelerle cevap vermeye çalıştım. Amacım bir kişiyi kutsamak olmadı. Amacım tarihî tartışmaların söylentilerle değil kaynaklarla yapılması gerektiğini savunmaktı. Tarihçilik benim gözümde hakikatin peşinden gitmektir.

Tam da bu noktada kendisini Atatürkçü olarak tanımlayan bazı çevrelerle düşünsel bir ayrışma yaşadığımı hissediyorum. Atatürkçülük yalnızca belirli günlerde yapılan konuşmalar ya da ezberlenmiş kalıplar değildir. Aklı savunmak, sorgulamak, araştırmak ve üretmek bu anlayışın temelidir. Yeni fikirlerin ortaya çıkmasını istemek, farklı düşünen insanları dinleyebilmek ve onları peşinen mahkûm etmemek de aynı anlayışın bir parçasıdır. Bazen bunun tam tersinin yaşandığını görüyorum. Üreten insanların ne söylediğine bakılmadan kim olduklarına karar veriliyor. Fikirlerden önce etiketler konuşuyor. Tartışılması gereken düşünceler yerine kişiler tartışılıyor.

Burada mesele görünmez olmak değildir. Yazdıklarımın bilinmediğini de söyleyemem. Kitaplarımı okuyanlar, fikirlerimi eleştirenler ya da destekleyenler var. Sorun tam olarak burada başlıyor. Üretimlerin varlığı kabul edilirken değerlendirme ölçütleri değişiyor. Bazı insanlar bulundukları çevrelerle öne çıkarılıyor. Bazıları ne kadar üretirse üretsin belirli kalıpların dışında kaldığı için ikinci plana itiliyor. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Akademik hayatın amacı yeni fikirleri ortaya çıkarmak mı, yoksa mevcut düzenin içinde yeni isimler üretmek mi?

Not meselesi de çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Bu yazıyı okuyan bazı insanlar meseleyi yalnızca notlara bağlayabilir. Oysa anlatmak istediğim şey bu değildir. Bir öğrencinin değeri yalnızca sınav sonuçlarıyla ölçülmeye başladığında eğitimin ruhu zarar görür. Bir sınav elbette bilgi ölçebilir. Bir not belirli bir performansı gösterebilir. Fakat bir insanın düşünsel üretimini, ortaya koyduğu emeği, yıllar boyunca geliştirdiği fikirleri ve topluma sunduğu katkıları tek başına açıklayamaz. Bir öğrencinin hangi notu aldığı uzun uzun konuşulurken hangi fikirleri ürettiğinin, hangi çalışmaları ortaya koyduğunun ve hangi tartışmaları başlattığının aynı ciddiyetle ele alınmaması düşündürücüdür.

Tarih boyunca kurumların övgüyle andığı birçok isim yaşadıkları dönemde alışılmış kalıplara sığmadıkları için eleştirildi. Farklı sorular sordular. Rahatsız ettiler. Yerleşmiş düşünceleri sorguladılar. Bugün onların cesaretinden söz edenlerin kendi dönemlerindeki farklı seslere nasıl yaklaştıklarını da sorgulamak gerekir. Bir fikri reddetmek mümkündür. Sert şekilde eleştirmek de mümkündür. Bir fikri okumadan, anlamadan ve değerlendirmeden yok saymak düşünce hayatına katkı sağlamaz.

Bütün itirazım burada yatıyor. Ayrıcalık talep etmiyorum. Kimsenin bana özel davranmasını da beklemiyorum. Üreten insanların ürettikleriyle değerlendirilmesini istiyorum. Üniversitelerin yeni fikirlerin doğmasına imkân tanıyan kurumlar olmasını istiyorum. Fikrin kimden geldiğinin değil ne söylediğinin önemsenmesini istiyorum. Hakikat itiraz eden insanların kalemlerinden çıkar. Yaşadığı çağa soru bırakabilen insanlar da tam olarak böyle ortaya çıkar.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ali Koray KAYA Ben Ali Koray Kaya. 6 Haziran 2007’de İstanbul’da doğdum. Memleketim Sivas. İlk öğrenimimi İstanbul’da tamamladıktan sonra orta öğrenimime Antalya’da devam ettim. Öğretmen anne ve babanın tek çocuğuyum. İkisini de küçükken kaybettim. Şu anda Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü’nde öğrenciyim ve yolculuğumu bu alanda sürdürüyorum. Yazmak benim için yalnızca bir uğraş değil, aynı zamanda kendimi ifade etmenin en güçlü yollarından biri. Bugüne kadar üç kitabım yayımlandı ve pek çok edebiyat projesinde yer aldım. İnternette kaleme aldığım yazılar yüz binlerce okura ulaştı; bu da beni hem motive eden hem de sorumluluğumu artıran bir durum oldu. Yazılarım Evrim Ağacı, Academia, Wannart, Makale Arşivi, Fikir İzleri, Medium, YazBiKöşe, Academia gibi çeşitli platformlarda yayımlanmaya devam ediyor. Düşünsel olarak Atatürk ve Cumhuriyet ekseninde üretmeye özen gösteriyorum. Bunun yanı sıra iki yıl boyunca TRT kanalları da dahil olmak üzere oyunculuk yaptım. Sanatın farklı alanlarıyla temas kurmak benim için önemli; bu yüzden Türk halk müziğiyle de ilgileniyor ve icra ediyorum. Bugüne kadar 67 ayrı haber sitesinde ve gazetede hakkımda yazılar yazıldı. Yazarlık alanında çeşitli ödüller aldım ve Gazeteciler ve Medyacılar Cemiyeti tarafından “2026 Yılın Yazarı” seçildim. Ancak benim için en önemli adımlardan biri, “Toplumsal Hafıza Akımı”nı geliştirmek oldu. Bu akım zamanla bir ideoloji olarak da anılmaya başladı ve ben de bu doğrultuda bir ideolog olarak değerlendiriliyorum. Kısacası ben, düşünerek, yazarak ve üreterek kendini var etmeye çalışan biriyim. Yazdıklarımın ve ortaya koyduğum fikirlerin, içinde bulunduğum topluma bir iz bırakmasını amaçlıyorum.