Kelimelerin Cenazesi

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
Haziran 5, 2026 - 22:21 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
Haziran 6, 2026 - 08:28
 0  528
Kelimelerin Cenazesi

O kış, İstanbul’un sur dışındaki o unutulmuş mahallesine kar değil, adeta donmuş bir çaresizlik yağıyordu. Sokaklar, yoksulluğun kirli beyaz kefeniyle örtülmüştü. Ahmet, kırk beş yıllık ömrünün en ağır kışını, göğsünde taşıdığı o devasa dilsizlikle karşılıyordu. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunuydu; gençliğinde kelimelerin birer şifa, birer devrim olduğuna inanır, yerel gazetelerdeki köşesinden dünyaya adalet fısıldardı. Şimdilerde ise kelimeleri tükenmiş, geriye sadece hayatın acımasız çarkları arasında un ufak olmuş bir adam kalmıştı.

Ev dedikleri o rutubetli gecekondu, sadece soğuğu değil, zamanın kendisini de donduruyordu. Duvarlar, dökülen sıvalarıyla Ahmet’in soyulan derisi gibiydi; ev, yoksulluğun yaşayan, nefes alan bir anıtıydı. O evde tek bir sıcak nokta vardı: Ahmet’in yedi yaşındaki kızı Elif’in boncuk gözleri. Fakat o gözlerin feri, günlerdir amansız bir hummanın karanlığında sönmekteydi. Elif öksürdükçe, Ahmet’in göğüs kafesinde bir fay hattı kırılıyor, ciğerlerine cam kırıkları batıyordu.

Doktorun uzattığı o küçük reçete kâğıdı, Ahmet için bir ölüm fermanı gibi ağırdı. Üzerinde yazan ilaç isimleri, sanki ulaşılmaz bir ülkenin koordinatlarıydı. Evde ne bir lokma ekmek kalmıştı ne de sobaya atılacak tek bir çöp. Ahmet, çaresizliğin diz boyu olduğu o akşamüstü, tavan arasındaki eski ahşap bavula yöneldi. Bavul değil, Ahmet’in gençliği, ruhu ve haysiyetiydi oradaki. İçinde yıllarca biriktirdiği, üzerine titrediği Türk dili tarihi araştırmaları, yayımlanmış makalelerinin sararmış kupürleri ve hiçbir yerde okutmadığı, sadece kızı için yazdığı şiir defterleri vardı.

Kelimelerini satmaya karar verdi. Çünkü yoksulluk, insanın ruhunu pazar tezgahına çıkarmasından beslenirdi.

Kitapları ve defterleri ceketinin içine, kalbinin tam üzerine bastırdı. Dışarı çıktığında rüzgâr, bir cellat gibi yüzünü kamçılıyordu. Sahaflar Çarşısı’na vardığında, dükkânların vitrinlerindeki ışıklar gözünü aldı. İçeri girdi, titreyen elleriyle ruhunun parçalarını masaya bıraktı. Sahaf, Ahmet’in ömrünü adadığı o nadide eserleri, sayfalarını hızla çevirerek adeta bir et parçası gibi tarttı. Önüne fırlattığı birkaç buruşuk kâğıt para, Ahmet’in gururunun cenaze masrafı gibiydi. Ahmet itiraz etmedi, kelimelerin haysiyeti, kızının bir tek nefesi karşısında diz çökmüştü.

Parayı kapıp eczaneye koştu. İlaçları aldı, ardından kalan son kuruşlarla sırtına bir çuval kömür yüklendi. Çuval sırtını değil, ruhunu eziyordu ama içindeki o vahşi umut, adımlarını hızlandırıyordu. "Bu gece," diyordu içinden, "bu gece ev cennet olacak. Ateş yanacak, Elif iyileşecek." Sokakları neredeyse uçarak geçti. Evin kapısına geldiğinde, içeriden gelen o korkunç, o mutlak sessizliği hissetti. Yoksulluğun en büyük sesi, sessizliğidir.

Kapıyı açtı. İçerideki hava, dışarıdaki kardan daha soğuk, daha katıydı. Karısı Emine, eşikte diz çökmüş, bir heykel gibi donakalmıştı. Gözlerinden akan yaşlar bile yanağında donmuş gibiydi. Ahmet sırtındaki kömür çuvalını bıraktı; çuval yere düşerken çıkan ses, bir mezara toprak atılması gibiydi. İlaç poşeti elinden kaydı.

Yatağa doğru yürüdü. Elif, battaniyenin altında küçük bir kuş cenazesi gibi büzülmüştü. Ahmet, kızının elini tuttu. O el, bir zamanlar babasının parmaklarında hayat bulan o sıcacık eller, şimdi bir mermer parçası kadar soğuk ve hareketsizdi. Ölüm, Ahmet’in sırtında taşıdığı kömürün sıcaklığını beklememiş, o karanlık odada pusuya yatıp çocuğun son nefesini bir hırsız gibi çalmıştı.

Ahmet dizlerinin üstüne çöktü. Hayatı boyunca kelimelerle köprüler kuran, dile yön veren o yazar, evladının soğumuş bedenine bakarken tek bir harf bile bulamadı. Kelimeler ölmüştü, dil iflas etmişti. Sadece odadaki eski saatin tıkırtısı ve dışarıda uğuldayan rüzgâr kaldı. Yoksulluk, Ahmet’in hem geleceğini hem de geçmişini aynı soğuk yatakta boğmuştu.

"Kelimeler, sarayların yaldızlı duvarlarını süslemeye yeter de; bazen bir çocuğun üşüyen nefesini ısıtmaya tek bir harf bile yetmez."

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Tufan ILGAZ 1980 yılında doğan Tufan ILGAR, İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Akademik ve entelektüel merakını Türk dili tarihi üzerine yoğunlaştırarak bu alanda derinlemesine araştırmalar yürüttü. Yazı hayatı boyunca şiir ve makale türlerinde eserler üreten Tufan ILGAR, aynı zamanda yerel ve ulusal basında köşe yazarı olarak toplumsal ve kültürel konularda kalem oynattı. Dilin geçmişini geleceğe taşıma gayesiyle araştırma ve yazı çalışmalarına aktif olarak devam etmektedir. Dergi Park sitesinde ise profesyonel yazarlık hayatını devam ettirmektedir.